Kara Propaganda ve İnternet

Kara propagandanın internette nasıl yayıldığını anlatan yazım www.efbes.com da yayınlandı. 2 bölüm halinde hazırladığım yazımın birinci bölümünde, internet üzerinden yürütülen kötü propagandanın analizini yaptım. Yine birinci yazıda Türkiye ve dünyadan bazı örnekler verdim. İkinci yazımda ise, sektörün önemli isimlerinden konuyla ilgili görüşlerini aldım. Yazıları aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz :

Yazının Devamı

Yeni Yaklaşımlar ile Müşterimize Daha Fazla Yaklaşmalıyız

Pazarlama ile ilgilenenler bilir. Yeni bir kampanya söz konusu olduğu zaman brieflerin değişmeyen bileşeni “hedef kitle” dir. Hedef kitleye göre kampanya planlanır, uygulanır. Hedef kitle başlığında görmeye alıştığımız, yaş, cinsiyet, gelir grubu, yaşadığı yer, eğitim durumu vb. tek boyutlu, varsayımlar temeline dayanan bilgilerdi. Örneğin, ürünümüzün hedef kitlesi  : “24-35 yaş arası, üniversite mezunu erkekler” … Bu aslında yakın zaman kadar iyi çalıştığını düşündüğümüz ve sıklıkla kullandığımız verilerdi. 24-35 yaş arası erkekler çoğunlukla ürünümüzle ilgileniyordu evet doğru ancak ya 37 yaşında ama ürünümüzle ilgilenenler ? Onları yok saymak zorunda kalıyorduk. Hedef kitleyi fişleyerek, ilgi gruplarını tahmin etmekti bu. Çünkü elimizde tek boyutlu bir veri vardı ve bu veriye dayanarak bir optimizasyon yapmak durumundaydık.

Sosyal Medya’da Aref Dalgası

Bir çoğunuz bilirsiniz, bir TV kanalında uzunca bir süredir “Yetenek Sizsiniz”isimli bir program yayında. Acun Ilıcalı’nın yapımcılığını üstlendiği esasen yurtdışı örneklerinden devşirme bir program. Tahmin edebileceğiniz gibi Türk halkı tarfaından fazlasıyla seviliyor.

Yazıma konu olan programın kendisi değil, programda yer alan yeteneklerden birinin internette bilhassa sosyal paylaşım platformlarındaki virütik yayılımı. Aynı zamanda kendiliğinden viral etki taşıyan bu olayın, pazarlama profesyonellerine örnek teşkil edecek bir case study (başarı hikayesi) olması.

Yazının Devamı

Sosyal Medya Şovalyeleri

Sanayi devrimi, bilgi çağı ardından internet çağı ve internetin web 1.0 dan başlayan gelişim süreci bizi bugünlere getirdi. Artık bilgi ve iletişimin çift yönlü olduğu bir çağdayız. Tüketici hiç olmadığı kadar güçlü ve söz sahibi. İşte tüketicilerin sesleri ile oluşan tabiri caizse bu gürültü sosyal medya…
Sosyal medyanın tüm dünyada yükselişi bize bir şeyler anlatıyor.  Sosyal medyayı oluşturan mecralar her ülkede farklı şekilde ilgi görse de, genel eğilimler aynı. İstatistiklere baktığımızda Türk kullanıcısının Facebook ve Friendfeed kullanımında ise ilk sıralarda olduğunu görebiliyoruz. Twitter kullanımı ise moda duruşuna rağmen yüksek oranlarda değil. Facebook ve Friendfeed gibi mecraların ortak özelliği tüketiciye daha fazla görüş bildirme olanağı ve daha fazla paylaşım gücü vermesi. Dünyadaki örneklere kıyasla tüketici haklarının daha zayıf olduğu bir ülke için şaşılacak bir şey yok! Türk tüketicisi sesini daha fazla duyurmak  ve dikkate alınmak istiyior. Bunu da en kolay internet ortamında yapabiliyor.
Peki markalar bu sesi duyuyor mu?
Pek çok şirket günümüz moda trendi, yükselen bir değer olarak bakıyor sosyal medyaya. Kulaklarını dört açmış sosyal medya dan gelen sesleri dinlemeye başladılar. Ancak kanımca çoğu henüz ne yapılması gerektiğini bilmiyor.
Markaların sosyal medya da ki davranışlarını 3 kategori de toplayabiliriz.
1. “Duymadım, görmedim bilmiyorum” cu lar
Bu yolu tercih eden oldukça fazla marka var. Bir çoğu eminim gerçekten duymuyor, görmüyor ve bilmiyor. Şirket yöneticileri bu vizyona sahip değil. Tüketicilerin söylediklerini önemli görseler bile, internette yazılıp çizilenlerin etkisinin çok olmayacağını varsayarak, bu konuda en ufak bir çabaları yok. Bu çabayı gösterecek bilgi ve becerileri de, muhtemelen yok.
Diğer bir çeşit duymadımcılar ise, aslında duyanlar ama duymamazlıktan gelenler. Bilhassa devasa firmalar var böyle. Sırtını sayfalarca imzalatılmış sözleşmelere, akıllıcı kurgulanmış taahhütlere ve kanun boşluklarına dayamış olan markalar… Bu markaların halk içine çıkacak cesaretleri yok. İtibarı PR şirketinin maharetine, reklam yıldızlarının popülerliğine ve boy boy her köşede karşımızda çıkan bayi / şube lerine dayamışlar. Haklarını arama kültürü henüz olmayan bir coğrafyada, kurdukları tezgah içinde iyi kazançları var. Neden halk içine çıkıp zılgıt yesinler ki… Sağda solda her vakit duyduğunuz reklamlarda adı geçen bu markaları sosyal medya da görmediğinize sakın şaşırmayın. Onların insan içine çıkacak yüzleri yok zaten.
2. “Ben yaptım oldu” cu lar
Sosyal medya büyüsüne kapılmış, tüm iyi niyeti ile burada var olayım diyenler de var. Bunlardan bir kısmı işi yanlış anlamış olanlar. Birileri onlara buraları ucuz -hatta bedava- reklam mecrası olarak tanıtmış. Onlar da sosyal mecraları bu şekilde kısa vadeli hesaplar için kullanıyorlar. Bir kısmı, müşterileri de dinlemek, onların görüşünü de almak niyeti ile burada var olmayı düşünmüşler ancak kötü yönetim ve strateji fakirliği ile yaptıkları işi ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Her şeye rağmen niyetleri iyi en azından…
3. Sosyal medya şovalyeleri
Tebrikleri hak edenler ise  sosyal medya şovalyelerimiz. Bu şirketler haklarında olumsuz yorumlar olacağını bilseler bile, bunlarla yüzleşebilme cesaretini gösteren ve tüm iyi niyetleri ile müşterilerinin yanında olma çabasında olanlar. Üstelik bunu yaparken, “ben yaptım oldu” cu ların aksine işi ciddiyetle ele alıp bu işin uzmanlarını istihdam ederek ve ya profesyonel destek alarak bu işi yapıyorlar. Sosyal medya da kampanyalar düzenliyorlar, yeni çıkardıkları ürünlere tüketicilerin isim vermesini istiyorlar, müşterilerinin şikayetlerini iletebilecekleri bir kanal olarak bu mecraları kullanıyorlar.
Dünyada ve ülkemizde bir çok örneği var. 1. ve 2. maddeler için örnekleme yapmayacağım. Bu maddelerde adı geçen markaları zaten az çok anlayabilirsiniz. Ben daha çok yazıma başlığını vermiş olan “sosyal medya şovalyeleri” nden bahsetmek istiyorum.
TTnet bu şovalyelerden. TTnet bunu hak edecek bir destek hattı projesini FriendFeed de açtı. Çoğu markanın girmeye cesaret edemediği bir kanalda, üstelik ADSL gibi oldukça sorunlu ve TTnet gibi sıklıkla eleştirilere maruz kalan bir markanın buna cesaret ettiğini duyunca oldukça şaşırmıştım. TTnet resmen şovalyelik yapıyor, bir çok markaya da örnek olacak bir iş yapıyordu. Açıldığı günden bugüne hep olumlu yorumlar aldığını gördüm. http://friendfeed.com/ttnetdestek adresinden müşterilerine destek olmak için hesabı yöneten bir ekip kurulmuş ve ilgili şikayet ve talepleri hızlı bir biçimde işleme koyuyorlar. Kendilerini tebrik ediyorum…
Artık tüketiciler olarak bizler de, tüketiciyi daha çok dinleyen ve ona değer veren markaları bekliyoruz. Çünkü bunu hak ediyoruz, her geçen gün daha da bilinçleniyor ve güçleniyoruz.
Haydi sosyal medya şovalyeleri sizi bekliyoruz…

Sanayi devrimi, bilgi çağı ardından internet çağı ve internetin web 1.0 dan başlayan gelişim süreci bizi bugünlere getirdi. Artık bilgi ve iletişimin çift yönlü olduğu bir çağdayız. Tüketici hiç olmadığı kadar güçlü ve söz sahibi. İşte tüketicilerin sesleri ile oluşan tabiri caizse bu gürültü sosyal medya…

Yazının Devamı

Halk Artık Şunu Diyor : Güç Bende Artık!

Bireylerin, denetimden uzak özgür iradeleri ile görüşlerini ifade edebildikleri, bu görüşleri paylaşarak topluluklar oluşturabildikleri bir medyadan bahsediyoruz. Bu çok seslilik gerçeklerin saklanamazlığı ilkesini barındırıyor. Çünkü, sosyal medyayı oluşturan bireyler farklı politik görüşlerden ve farklı sosyo-ekonomik sınıflardan oluyor. Sosyal medya, bireyin gücünü ifade ediyor. Daha önce hiç olmadığı kadar sesini duyurma ve sözünü dinletme şansı veriyor bireylere.

Yazının Devamı

Online Bookmark’a Geçin Rahat Edin.

Uzunca zamandır bilmeme rağmen online bookmark servislerini kullanmazdım. Browserımdaki bookmark’a ulaşmak daha kolayıma gelirdi hep. Ancak artık yeter, söz online servislerin! dedim ve üşengeçliğimi yenip tüm bookmarkımı del.icio.us.com a taşımaya karar verdim. Mutlaka tavsiye ediyorum. Sizde olabildiğince online servisleri kullanın. Web ve mobil olarak ulaşabileceğiniz, interneti olduğu her yerde ulaşabileceğiniz servislere…

Yazının Devamı

Sözde Değil Özde İtibar Yönetimi

Bazı yenilikler vardır, sırf moda olduğu için girer hayatımıza. Bazı ürünler vardır, sırf birileri kullanıyor diye kullanmaya başlarız. Moda rüzgarıdır size alıp götürür, sağını solunu, önünü arkasını iyice düşünmeden kapılır gideriz. Markalar içinde “sosyal medya” da olmak böyle birşey şimdilerde. En azından pek çoğu için.

Yazının Devamı

Facebook Paylaşımda Açık Ara Lider

Chart Of The Day de, insanların bilgi paylaşımında en çok FaceBook’u kullandıklarını gördüm. İşin ilginci en temel ve eski paylaşım yolumuz olan e-posta ile paylaşımın %11 lerde kalıp, Facebook (%24) un arkasında kalarak neredeyse Twitter(%10,8)’a eşit olması. Bunun temel nedeni, Facebook’un kolay paylaşım ortamı oluşturmasının yanında birden fazla katılımcının dahil olabildiği daha sosyal bir ortam olması. Twitter ın bu yükselişinin fonksiyonalitesinden gelmediğini, tamamen basitlik ve kolay paylaşım üzerine yükseldiğini düşünüyorum.

Yazının Devamı

Şeref Amca Ben Gördüm

YaramazdıGezdim, tozdum büyüdüm… Sonraları lise, üniversite derken iş dünyasına girdim. Artık mevcut tecrübelerim bana iş imkanı sağlıyor. Tecrübelerimi iş arkadaşlarıma aktarıyorum. İşim dijitl reklamcılık olunca tecrübelerim ve örnek olaylarda hep bununla ilgili oluyor. Şu web sitesi böyle olmuş ama aslında böyle olmalıymış. Şu viral kampanya çok başarılıymış, şu başarısız olmuş gibi. Her birini tecrübe yehbeme atıyorum. Yüklendikçe heybem ağırlaşıyor, ağırlaştıkça ben hafifliyorum.
İnsan bazen de düşünmeden edemiyor. Ya ne güzel işler yapılıyor, yapıyoruz. Pazarlama ne kadar değişti. Yeni yeni bir yığın mecra var artık. İnternetin hayatımıza girmesi, sonrasında hayatımızın ta kendisi olması ve sonrası…
Şu pazarlama gurusu şunu dedi, bu ajans bunu yaptı, şu markanın şöyle virali vardı…
İşte bunları böyle düşünüp dururken hayat sinemamda filmi biraz geriye sardım. Geriye sardım ve aslında bugün takdirle karşıladığımız alkışladığımızı pazarlamanın kralını ben daha çocukken yaşamışım. Mahallemizde sosyal medya kullanımış, biz de baş rol oyuncuları olmuşuzda haberimiz yokmuş. Üstelik bunları planayanda bizim mahallenin sütçüsü Şeref Amca :) . Şu an yaşıyormu kendisi bilmiyorum, yaşıyorsa Allah uzun ömür versin. Düşünüyorumda, kendisi hayatıma giren ilk pazarlama hocamdı. Gerçi ne o bunun farkında ne de ben farkında olduk, ancak geriye baktığımda buna eminim.
Yaşı küçük olanlar hatırlamayabilir. Eskiden mahallerin tüpçüleri, sütçüleri, yoğurtçuları, bozacıları vardı. Bunlar şimdiki tabirle bir plasiyer gibi ellerinde ürünleri mahalle mahalle gezerlerdi ve avazları çıktıkları kadar bağırarak mahalle ahalisine geldiklerini haber verirlerdi. E tabii hayli zor iş! Mahalle mahalle gezeceksin, “Süüüüüüüüüüüüüt”, “Yoğuuuuuuuurt” diye bağıracaksın. E öyle gür sesin olacak, kuvvetli nefesin olacak. Bir de elindeki yükünle bunu yapıyorsun. İşte bu noktada mahallemizin pazarlama gurusu Şeref Amca dahiyane bir fikir buldu. Ama ne fikir!
Bir gün mahallenin tüm çocuklarını topladı etrafına. Bakın çocuklar sizinle bir oyun oynayacağız. Oyunu bir kişi kazanacak, oyunun galibi de bir ay sonunda belli olacak. Bundan böyleben mahalleye girer girmez ilk beni kim görürse “Şeref Amca ben gördüm, Şeref amca ben gördüm” diye avazı çıktığı kadar bağıracak. Kim beni ilk gördüğünde bağırırsa o günün galibi o olacak. Bir ay sonuda da en çok galip gelene bedava 1 kilo süt vereceğim :) . Zaten sokakta oyun oynuyoruz, hepimiz cıvıl cıvılız, eve 1 kilo süt kazandırsak fena mı olur. Ertesi gün Şeref Amca elinde süt tenekeleri ile mahalleye girdiğinde, “Süüüüüüt diye bağırmasına hiç gerek kalmadı. Çünkü bir hep bir ağızdan, hem de avazımız çıktığı kadar “Şeref Amca ben gördüm, Şeref Amca ben gördüm” diye yeri göğü inletmiştik. E haliyle bütüm mahalle sütçünün geldiğinden ziyadesiyle haberdar olup, kap kaçakla pencerelere çıkıyordu. Şeref Amca virali patlatmıştı. Çünkü biz aramızda ödülü anlatmıştık. Bilmeyenlerde biliyordu artık. Zaten oyun oynuyorduk. Ucunda kim kazanacak vardı çünkü. Sadece bu mu ya eve 1 kilo süt getirmenin gururu? Evet belkide o ana dek ilk kez ev ekonomsne katkıda bulunacaktık :) , bu da büyük bişeydi. Evet vallahi billahi viraldi bu. Tüm mahalle biliyor, herkes birbirine anlatıyor, Şeref Amca mahalleye adımını attığında yer gök oynuyordu. Bir de akşamları ballandıra ballandıra “Anne Şeref Amcayı bugün ben gördüm” diye anlatıyorduk. Bilhassa ben bu işe iyi sarmıştım. Şeref Amcanın geliş saatleri akşam 6 civarı idi. Geldiği sokakda belliydi. Elinde sütü yokuşu çıkmaya başladığı an, kıyameti koparmak üzere gözüm hep yokuşun başındaydı. Nihayetinde en çok kıyameti ben koparmışım, ay sonunda 1 kilo sütümü büyük bir onurla aldım. Şeref amca sütü dolduruken, öyle gururlu ve mutluydum ki  anlatamam.
Şimdi ise daha da mutluyum. Şeref Amca sana bir kez daha teşekkür ediyorum. Kazandığım 1 kilo sütten ziyade, pazarlama zekasının her zamanda ve her şartta işi farklılaştırdığını, bunun ismi konmuş olsun ya da olmasın biryerlerde birileri tarafından yapıldığını bana hatırlattın. Modern zamanlarda bu işleri yapmakta olan bizlerin, belkide daha önce yapılmış işlere sadece birer süslü isim koydukarını veya biraz daha sistematik yaptığını düşündürdün. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum sana.
Bu arada, pazarlama zekan kadar sütün de güzeldi…

Yaramazdım, gezdim, tozdum büyüdüm… Sonraları lise, üniversite derken iş dünyasına girdim. Artık mevcut tecrübelerim bana iş imkanı sağlıyor. Tecrübelerimi iş arkadaşlarıma aktarıyorum. İşim dijital reklamcılık olunca tecrübelerim ve örnek olaylarda hep bununla ilgili oluyor. Şu web sitesi böyle olmuş ama aslında böyle olmalıymış. Şu viral kampanya çok başarılıymış, şu başarısız olmuş gibi. Her birini tecrübe heybeme atıyorum. Yüklendikçe heybem ağırlaşıyor, ağırlaştıkça ben hafifliyorum.

Yazının Devamı